[B]BAZI TIBBİ BİTKİLERDEKİ DOĞAL ANTİOKSİDANLAR VE ÖNEMİ[/B]
ÇOK GÜZEL BİR ÇALIŞMA İLGİLENENLER İÇİN :
[url]http://www1.akdeniz.edu.tr/ziraat/etkinlik/kongre/tb6kongre/bildiriler/cilt10465-0470.pdf[/url]
[B]BAZI TIBBİ BİTKİLERDEKİ DOĞAL ANTİOKSİDANLAR VE ÖNEMİ[/B]
ÇOK GÜZEL BİR ÇALIŞMA İLGİLENENLER İÇİN :
[url]http://www1.akdeniz.edu.tr/ziraat/etkinlik/kongre/tb6kongre/bildiriler/cilt10465-0470.pdf[/url]
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
[B]Tedavi Amaçlı Kullanılan Bazı Bitkilerin Kullanım Alanları ve
Antimikrobiyal Aktivitelerinin Belirlenmesi İçin Kullanılan Metodlar[/B]
ÖZET: Bu derlemede, bitkilerin antimikrobiyal aktivitelerini belirlemek için kullanılan metodlar ve bitkilerin türleri ile bitkilerin içeriğinin bu metotların belirlenmesinde önemli rol oynadığı üzerinde durulmuştur. Bitkilerin antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesinde uçucu yağ veya ekstraktları kullanılmaktadır. Bitkilerin antimikrobiyal aktiviteleri disk difüzyon veya dilüsyon testleri yapılarak belirlenmektedir. Bitki uçucu yağ ve ekstraktlarının kimyasal bileşenlerinin anlaşılması için ekstraksiyon ve yapı tayin yöntemleri kullanılmaktadır. Antimikrobiyal aktivite gösteren bitkiler gıdalarda koruyucu madde, tıbbi amaçlı, anti-helmintik, anti-fungal olarak ve bitki zararlılarına, yabancı otlara
karşı mücadelede kullanılmaktadır. Bitkilerin antimikrobiyal aktivitelerinin farklı olmasından ve ilaçlarla meydana getirdiği yan etkilerinden bahsedilmiştir. Ayrıca, tedavi amaçlı kullanılacak olan bitkiler ve bitkisel ürünler kesin bir şekilde test edilmeden kullanılmamalıdır. Özellikle bitkilerin antibiyotiklerle ve diğer ilaçlarla birlikte kullanılmadan
önce test edilmesi gerekliliği üzerinde durulmuştur. Bu konuda son zamanlarda yapılan çalışmalar özetlenmiştir.
[url]http://dogabilimleri.ksu.edu.tr/sayi/eski/sayi/92/92.%2012-20.pdf[/url]
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
[B]Çay veya Baharat Olarak Tüketilen Teucrium polium L., Thymbra spicata L. var. spicata, Ocimum basilicum L. ve Foeniculum vulgare Miller’in Uçucu Yağlarının In-Vitro
Antimikrobiyal Aktivitesi ve Bazı Antibiyotiklerle Etkileşimleri[/B]
GİRİŞ
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli bitkiler yıllardan beri halk arasında çay, baharat ve tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Ülkemiz farklı coğrafi özellikleri bir arada bulundurmasından dolayı 9000’e yakın doğal bitki türü ile dünyanın en önemli
floristik merkezlerindendir.
Bitkilerin mikroorganizmaları öldürücü ve insan sağlığı için önemli olan özellikleri 1926 yılından bu yana laboratuarlarda araştırılmaktadır (Vonderbank, 1949; Dığrak ve ark., 199. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) araştırmalarına göre dünyada tedavi amaçlı
kullanılan tıbbi bitkilerin sayısı 20 000 civarındadır (Kalaycıoğlu ve Öner, 1994).
Bilinen tüm antibiyotiklere direnç geliştirmekte olan bakterilerde, ilaç dirençliliği artmakta ve yayılmaktadır. Bu nedenle ilaçlara alternatif olarak bitkilerin ve bitkisel ürünlerin bazı geleneksel antimikrobiyaller olarak kullanılmaları önerilmektedir (Abascal ve Yarnell, 2002).
Bitkiler koruyucu ve tedavi amaçlı olarak eskiden beri insanlar tarafından kullanmaktadır. Üretenler ve ticaretini yapanlar için bu bitkilerin güvenilirliği ve etkili olup olmadığı çok önemli değildir. Gerçekten de bunların yan etkileri ve ilaçlarla birlikte kullanıldığında
meydana gelebilecek ilaç etkileşimleri tam olarak bilinmemektedir. Bitki ve bitki ürünlerinin tedavi ve herhangi bir hastalığın önlenmesinde kullanılırken, ilaçlarla beraber kullanıldığında potansiyel ilaç etkileşiminin ve yan etkilerin meydana gelebileceğine dikkat edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Cupp, 1999). Antibiyotiklerle günlük olarak alınan bazı
yiyecek ve yiyeceklere ilave edilen baharatlardaki maddelerin etkileşime geçerek istenmeyen yan etkilere ve etkiliğin azaltılmasına neden olduğu belirtilmektedir
(Anonymous, 2002). Tüm bu nedenlerden dolayı antibiyotiklerin yiyecek, bitkiler ve diğer ilaçlarla beraber alındığında dikkatli olunması gerekmektedir (Sadler, 199.
Yöremizde de insanlar tanıdığı ve bildiği bitkileri doğadan toplayarak veya satın alarak, değişik amaç ve şekillerde kullanmaktadır. Çalışmamızın materyallerini oluşturan Teucrium polium L., Thymbra spicata L. var. spicata, Ocimum basilicum L. ve Foeniculum vulgare
Miller’in yörede farklı kullanım biçimleri bulunmaktadır.
Kurutulan çiçekli dalları baharat olarak tüketilen Teucrium polium L. (Tüylü Kısamahmud Otu); 10-40 cm boy yapabilen, yere yatık veya dik, gri veya beyaz tüylü çok yıllık bir bitki türüdür. Çiçekleri beyazımtrak renklidir. Toprak üstü kısımlarında %0.04-0.06
oranında uçucu yağ tespit edilmiştir. İdrar artırıcı, kuvvet verici, terletici, adet söktürücü, yara iyi edici özellikler taşımaktadır (Baytop, 1984).
Kurutulan çiçekli dalları baharat olarak kullanılan Thymbra spicata L. var. spicata (Karakekik - Zahter);
50 cm kadar boylanabilen tüylü, pembe çiçekli, çalı görünümlü çok yıllık otsu bir bitkidir. Bileşiminde %1.2-1.8 oranında uçucu yağ bulunmaktadır. Uçucu yağları içerisinde bilhassa karvakrol bulunmaktadır . İnfusyon halinde antiseptik ve uyarıcı etki yapmaktadır
(Baytop, 1984).
Kurutulan yapraklı ve çiçekli dalları baharat olarak kullanılan Ocimum basilicum L. (Reyhan); 10-40 cm yükseklikte, beyaz veya pembe çiçekli bir yıllık otsu
bitkidir. Bileşiminde %0.2-0.4 oranında uçucu yağ bulunmaktadır. Bu uçucu yağ estragol, ögenol, sineol vs. içerir. Yatıştırıcı, midevi, idrar artırıcı ve gaz söktürücü etkilere sahiptir (Baytop, 1984).
Olgun meyveleri baharat olarak tüketilen Foeniculum vulgare Miller (Rezene-Arapsaçı);
1-1.5 m yükseklikte, sarı çiçekli, yaprakları iplik biçiminde parçalı, çok senelik otsu bir bitkidir. Meyveler 6-10 mm uzunluk ve 1.5-4 mm genişlikte, silindir biçiminde, çok
defa biraz kıvrık, tüysüz, genellikle saplı, esmerimsi yeşil veya yeşilimsi sarı renktedir. Baharlı kokulu ve hafif yakıcı lezzettedir. Bileşiminde sabit yağ ve %3
oranında uçucu yağ bulunmaktadır. Midevi, gaz söktürücü ve süt artırıcı etkilere sahip bulunmaktadır. Yaprakları yara iyi edici, kökü ise idrar artırıcı olarak
kullanılmaktadır (Baytop,1984). Bu makale, ilaç dirençliliğinin indirgenmesi için
antibiyotiklerle beraber bitkilerin kombine kullanılmasına, aynı zamanda da bitkilerle ilaçların
arasında meydana gelen etkileşime bağlı olarak ilaçların etkisinde azalmaya yol açacağına dikkat çekmektedir
[url]http://muhendislikbilimleri.ksu.edu.tr/sayi/eski/sayi/82/82.36-42.pdf[/url]
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
[B]Sarımsak (Allium Sativum) Özütü Skolosidal
Ajan Olarak Kullanılabilir Mi?[/B]
ÖZET: Sarımsak (Allium sativum L.) çok eski yıllardan beri halk hekimliğinde tedavide kullanılmaktadır. Sarımsakta bulunan en önemlikimyasal bileşikler sülfür (Allisin, Ajoen ve Diallylsülfür) bileşikleridir. Bunlardan Allisin; anti bakteriyel, anti fungal, anti parazitik ve
antikarsinojenik özelliği kanıtlanmış bir maddedir. Ancak protoskolosidal etkisi henüz çalışılmamıştır. Çalışmamızda, sarımsak ektresinin protoskolekslere hem doğrudan, hem de kız veziküller içindekilere etkisinin olup olmadığı araştırıldı. Bu amaçla, cerrahi sırasında insan karaciğer kist hidatiğinden elde edilen kız veziküller ve protoskoleksler ile Kastamonu yöresinde yetiştirilmiş sarımsaklardan elde edilen ekstre kullanıldı. Canlılık tespiti %0,1’lik eozin çözeltisi kullanılarak yapıldı. Sarımsak ekstresinin %50 mg/ml konsantrasyonda protoskolekslere 15.dakikada, %25 mg/ml konsantrasyonda 20.dakikada ve %12,5 mg/ml konsantrasyonda 30. dakikada tam etkili olduğu bulunmuştur
Kist hidatik (KH), ülkemizin de içinde bulunduğu ılıman iklim kuşağındaki ülkelerde endemiktir. İnsanlarda sıklıkla karaciğerde yerleşen ancak daha nadir olmakla birlikte diğer organlarda da bulunabilen bu hastalık, tedavi edilmediği sürece ciddi komplikasyonlara yol açmaktadır. Hastalığın tedavisinde ilk tercih cerrahi tedavidir ve son derece önemlidir. En ideal cerrahi tedavi; kistin açılmadan total olarak çıkarılmasıdır.
Ancak bu yöntemin çeşitli komplikasyonları da vardır. Bunlardan birisi de, kistin rüptüre olması ve kist içeriğinin bölgeye yayılmasıdır. Rüptür, cerrahi girişim sırasında olduğu gibi
perkütan tedavi sırasında da gelişebilir. Cerrahi girişim sırasında veya daha önceden peritoneal disseminasyon olursa periton boşluğunun yıkanması, protoskolosidal ajanlarla iyice temizlenmesi ve daha sonra kemoterapi önerilmektedir. KH’in cerrahi tedavisinde
kist içerisindeki canlı protoskolekslerin öldürülmesi amacıyla çok sayıda protoskolosidal ajan yıllardır kullanılmaktadır (16).
İdeal bir protoskolosidal ajan; düşük konsantrasyonlarda yüksek etkinlik gösterebilmeli, toksik olmamalı, düşük vizkoziteli olmalı, kolay hazırlanabilmeli ve ucuz olmalıdır. Henüz tüm
bunları karşılayan bir ajan mevcut değildir.
Tıp ve eczacılığın tarihsel gelişimine bakılırsa; tedaviye giren ilk ilaçların, halk ilaçları olduğu görülür. Sarımsağın farmako-dinamik özellikleri ile ilgili araştırmalar son yıllarda artmış olmakla birlikte ilk bilgiler Mısır papirüslerinde, İncil’de, Eski Hint ve Roma literatüründe de bulunmaktadır. Aristotales, Hippocrates, Galenos, Dioscarides tarafından sarımsak pek çok hastalığın tedavi ve profilaksisinde kullanılmıştır. Dioscarides,
sarımsağı antelmentik ve diüretik olarak kullanmıştır. Ayrıca cilt döküntüleri, parazitik cilt infeksiyonları ve lepra tedavisinde kullanılmasını da tavsiye etmiştir (14, 19).
Osmanlı döneminde bir çok hekim sarımsağı, ses kısıklığının giderilmesinde, yüzdeki ve vücuttaki beyaz lekelerde, saçkıranda, uyuzda, kronik öksürükte, helmintiyaziste, böcek sokmalarında, baştaki irinli yaralarda, çocuklardaki konakta, diş ağrılarında,
unutkanlık hallerinde, ishalde ve basurda kullanmışlardır (14, 19).
Protoskolosidal ajan çalışmaları hızla devam ederken birçok kimyasal madde denenmiş ve hala da denenmektedir. Bu çalışmada; antiparaziter etkisi bilinen ancak protoskoleksler üzerine denenmemiş olan sarımsağın etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır.
Devamı için [url]http://uvt.ulakbim.gov.tr/uvt/index.php?cwid=9&vtadi=TPRJ%2CTTAR%2CTTIP%2CTMUH%2 CTSOS&ano=82153_c7f3d8959518a82ccc91be5ca98a2360[/url]
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
[B]ANADOLUDA DİŞ VE DİŞ ETİ İLE İLGİLİ HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE HALK ARASINDA YAYGIN OLARAK KULLANILAN BİTKİLER , KULLANIM ŞEKİLLERİ VE BİTKİSEL ÖZELLİKLERİ[/B]
iLGİLENENLER BU DOSYAYI İNCELEYEBİLİRLER [url]http://eskiweb.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/962.pdf[/url]
MALESEF KOPYALAYIP BİLGİLERİ AKTARAMADIM .![]()
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
[B]Cinsel ve Jinekolojik Sorunların Tedavisinde Bitkilerin Kullanımı[/B]
Özet:
Bitkilerle tedavi, târih öncesi dönemden bugüne kadar kullanıla gelmiş, ayrıca günümüz modern tedavi sisteminin de temellerini oluşturmuştur. Bugün de modern yöntemlerle ilâç üretiminde bitkilerden yararlanılmaktadır. Bu araştırmada tıbbî bitkiler ile cinsel sorunların ve bazı kadın hastalıklarının tedavisinde tıbbî bitkilerin yeri hakkında yapılan literatür taramasının sonuçları verilmiştir.
[url]http://vantipdergisi.yyu.edu.tr/2005-2/170-174,pdf.pdf[/url]
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
[B]Kahramanmaraş İlinde Yetişen Bazı Ağaç Türlerinin
Antimikrobiyal Aktivitelerinin Araştırılması[/B]
Özet
Bu çalışmada, Kahramanmaraş Atatürk Park’ında bulunan Cupressus
sempervirens, Cupressus arizonica (Cupressaceae), Pinus brutia, Pinus nigra
(Pinaceae), Thuja orientalis (Cupressaceae) türlerinin uçucu yağlarının
antimikrobial etkileri araştırıldı. Belirtilen bitkilerin antimikrobial etkisi disk
difüzyon metoduna göre Enterobacter aerogenes CCM 2531, Mycobacterium
smegmatis RUT, Bacillus megaterium DSM 32, Micrococcus luteus LA 2971,
Pseudomonas fluorescens, Yersinia enterocolitica bakterileri üzerinde denendi. Test
edilen türler içerisinde [B]en etkili antimikrobial aktiviteyi Cupressus sempervirens ve
Pinus brutia türleri gösterdi.[/B]
[url]http://muhendislikbilimleri.ksu.edu.tr/sayi/eski/sayi/51/51.38-46.pdf[/url]
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
TÜRKİYE’DE DOĞAL OLARAK YETİŞEN ARDIÇ TÜRLERİNİN (JUNIPERUS ssp.) FARMAKOLOJİK KULLANIM ALANLARI
Bu çalışmada Türkiye’de doğal olarak yetişen Boylu Ardıç (J.excelsa Bieb.), Kokulu Ardıç (J.foetidissima Willd.), Katran Ardıcı (J.oxycedrus L.), Finike Ardıcı (J.phoenicea L.), Sabin Ardıcı (J.sabina L.) ve Adi Ardıç (J.communis L. subsp. nana) türlerinin ve dünyada yetişen diğer Ardıç türlerinin farmolojik vd. alanlardaki kullanımları araştırılmıştır.
Dünyada orman alanı 3,8 milyar hektar ile kara alanının % 30’ unu kaplamaktadır. Ülkemizin ormanlık alanı ise 20,7 milyon hektar olup, yurdumuzun genel alanının % 26,4 ünü oluşturmaktadır [Konukçu, 2001].
Ülkemizde 11148 bitki taksonu bulunmaktadır. Bu bitkilerin 3616’sı endemik bitki türüdür. Yani %33’ü endemiktir. Dünyanın en zengin floralarından birine sahip olan Ülkemizdeki bu tür zenginliği, Türkiye’nin Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan fitocoğrafik bölgelerinin karşılaşma noktasında olmasından kaynaklanmaktadır. İklim, ekosistem, habitat çeşitliliği ve deniz seviyesinden başlayıp 5000 m’yi aşan bir topoğrafik yapıya sahip olması biyoçeşitliliği büyük ölçüde etkilemektedir. Dünyadaki bitki türü sayısının 300.000 civarında olduğu kabul edilirse, Türkiye yüzölçümünde bulunan çeşitlilik dünya ortalamasından yaklaşık 6 kat daha zengindir [Kutluk ve Aytuğ, 2004].
Odun dışı orman ürünleri (ODOÜ), Orman içi ve açıklıklarında yetişen, insanların ve diğer canlıların kendi ihtiyaçlarını karşılamak veya ticaretleri ile gelir sağlamak suretiyle yararlandıkları her türlü hayvansal ve bitkisel ürünlerdir [Tümen, 2006a]. Gerek gıda ve gerekse başta tıp ve eczacılık olmak üzere kimya, boya, kozmetik gibi değişik sanayi alanlarında kullanılabilecek çok sayıda bitkimizin varlığı hem iç tüketim ve hem de ihraç ürünü olarak ülkemiz ekonomisi açısından önemli bir kaynaktır [Özkan ve Akbulut, 2005].
2. ARDIÇLAR (JuNIPERUS ssp.)
Avrupa ve Dünya'nın birçok ülkesinde, Juniperus (ardıç) türleri içerdiği ekstraktif maddeler nedeniyle ve de tıpta özellikle de farmakoloji de kullanımı nedeni ile büyük bir önem taşımaktadır.
Juniperus ssp. cinsinin dünya üzerinde 70 kadar türünün olduğu bilinmektedir. Ardıç türleri, daha çok kuzey yarım kürede geniş bir yayılış alanına sahiptirler. Yayılış alanları, Japonya ve Doğu Asya’dan başlayıp, Asya ve Avrupa’yı içine alır. Kuzey ve Doğu Afrika’dan Kuzey Amerika’ya kadar uzanır, hatta kutup bölgesine kadar ulaşmaktadır. Kuzey yarım küre bitkisi olan ardıç J.excelsa Bieb.’ya benzer olduğu kabul edilen Juniperus procera ile Kenya’da güney yarım küreye geçmektedir [Adams ve Hagerman, 1977].
Türkiye’de ardıç türlerinden sadece 6 türü doğal olarak yetişmesine rağmen ülkemiz, ardıç ormanları bakımından oldukça zengin sayılmaktadır [Baytop, 1983; Seçmen vd., 1992]. Ülkemizde doğal olarak bulunan Juniperus türleri; J.communis, J.excelsa, J.foetidissima, J.oxycedrus, J.phoenicea ve J.sabina’dır (Coode and Cullen, 197. Kuzey Amerika bitkisi olan J.virginiana ise kültür bitkisi olarak park ve bahçelerimizde bulunmaktadır [Yücel, 1992].
Ülkemizde toplanarak ticareti yapılan hatta ihracatı yapılan Juniperus ürünleri arasında, J.communis’in yaprağı, J.oxycedrus’un tohum katran ve meyvesi kullanılmakta [Özhatay vd., 1997], J.foetidissima ve J.excelsa’da zaman zaman kullanılmaktadır [Baytop, 1963].
2.1. JUNIPERUS VE ARDIÇ KELİMELERİNİN ETİMOLOJİSİ
Ardıç kelimesinin etimolojisi ile ilgili iki tez bulunmaktadır. Arapçada Ardıç ağacına “ar-ar” denilmektedir. Diğer taraftan Ancak Juniperus excelsa Bieb. (Boylu Ardıç)’ya Tatarlar Ardıç demektedirler. Türkçemize de soydaşlarımız Tatarların sözcüğünün aynen geçtiği ve diğer türlere de Türklerin Ardıç adını verdiği belirtilmektedir. Böylece Juniperuslar’a “Ardıç” adının yine Türkler tarafından verildiği ve “sert, katı” anlamına geldiği görülmektedir [Eliçin, 1977].
Yurdumuzda doğal olarak yetişen Ardıç taksonlarının halk arasında çeşitli isimleri vardır. Juniperus oxycedrus L. subsp. oxycedrus (Küçük Kozalaklı Katran Ardıcı), Anadolu’nun özellikle güney yörelerinde katran ve kızıl ardıç olarak isimlendirilmektedir. Nitekim çeşitli ülkelerde de kendi doğal ardıçları halk tarafından bilimsel adları dışında, değişik isimlerle belirtilmektedir. Örneğin, Fransızlar Juniperus oxycedrus L. subsp. oxycedrus’a odunundan elde edilen ardıç katranı nedeniyle “Cade”: katran; Juniperus sabina L.’ya yalnızca “Sabine” adını vermektedirler. Yine aynı Ardıç, Balıkesir, Bilecik, İnegöl dolaylarında “Diken Ardıcı” diye adlandırılır. Bilecik dolaylarında ayrıca bu Ardıca “Parda” da denilmektedir. Juniperus communis L. subsp. nana Syme.(Bodur Ardıç)’e Gediz havalisinde, Murat Dağı’nda “Yapık” ismi verilmektedir. Juniperus excelsa Bieb. (Boylu Ardıç), Toroslar’da ve Güney Anadolu’da “Yüksek Ardıç-Boylu Ardıç” diye isimlendirilir. Aynı Ardıca Isparta, Eğridir, Barla dolaylarında “Boz Ardıç”, “Kara Ardıç”, “Kaba Ardıç” adı verilmektedir. Yine Toroslar’da ve Güney Anadolu’da Juniperus foetidissima Willd.(Kokulu Ardıç)’a “Yağ Ardıcı-Kokar Ardıç” gibi isimler verilmektedir. Juniperus phoenicia L. (Finike Ardıcı) ise yurdumuzda lokal yayılış alanlarında, uzaktan serviye benzemesi nedeniyle “Servi Ağacı”, “Selvi” diye isimlendirilmektedir. Juniperoideae familyasının diğer cinsinin tek türü Arceuthos drupacea Ant. et Kotschy, Güney Anadolu ve Toroslar’da, aslı Yunanca olan “Andız” (Andys) diye isimlendirilmektedir [Eliçin, 1977 and Baytop, 1994]. Karabük ve çevresinde, Juniperus oxycedrus L. subsp. oxycedrus’a “Çakıl Ardıcı” ve “Diken Ardıcı” denilmektedir.
ARDIÇ (JUNIPERUS SSP.) TÜRLERİNİN KULLANIM ALANLARI
[B]İçerdiği yağlar ve kimyasallar açısından, özellikle tıpta farmakoloji alanında kullanımın yanında, içki sanayinde ve ayrıca dayanıklı, değerli ve hoş kokulu odunu açısından süs eşyası, kalem yapımı, çit kazığı yapımı; güzel görünümü açısından süs bitkisi ve parkçılık gibi çok çeşitli alanlarda kullanılan Ardıçların daha birçok kullanım alanının bulunduğu muhakkaktır[/B].
ARDIÇ (JUNIPERUS SSP.) TÜRLERİNDEN ELDE EDİLEN ÜRÜNLER
Juniperus communis L. ve Juniperus oxycedrus L.’den elde edilen droglar farmakopelerde kayıtlıdır. Juniperus communis L. türünün meyve ve meyve uçucu yağı, Deutsches Arzneibuch ve Türk Kodeksi’nde kayıtlıdır [Anonim, 1948; Anonim, 1978]
Ayrıca Merck Index [Anonim, 1996a], Food Chemical Codex [Anonim, 1981], British Herbal Pharmacopoeia [Anonim, 1996b], Herbal Drugs [Anonim, 1994] ve Martindale The Extra Pharmacopoeia [Anonim, 1989a]’da da bu ürünlerden bahsedilmektedir. Bu droglar kullanılarak hazırlanan ürünler Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve İsviçre’de üriner sistem enfeksiyonları, soğuk algınlığı, üst solunum yolları enfeksiyonları, gastrointesinal sistem rahatsızlıkları, romatizmal rahatsızlıklar ve kabızlığa karşı kullanılmaktadır. J.communis L. odun ve ince dallarından elde edilen uçucu yağlar da kayıtlıdır, bu yağ kullanılarak hazırlanan ürünler antiromatizmal olarak ve gut hastalığına karşı kullanılmaktadır [Anonim, 1970].
Juniperus oxycedrus L. türünün kuru kuruya destilasyonu ile elde edilen katran “Pix Juniperi” adı altında Türk Kodeksi’nde ve United States Pharmacopoeia’da kayıtlıdır [Anonim, 1980]. Ayrıca Pharmaceutical Kodeks’te de kayıtlıdır [Anonim, 1979]. Bu katran kullanılarak hazırlanan ürünler Fransa, İngiltere, İtalya, İsviçre, Kanada ve Avustralya’da saç derisi ve cilt rahatsızlıklarında, özelliklede sedef hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır [Anonim, 1981].
Juniperus virginiana L.’den elde edilen sedrol isimli seskiterpen Merck Index’te kayıtlıdır [Anonim, 1989b].
3.1.1 Ardıç Şurubu
500 g ardıç tohumu ezilir, 3 litre su ile kaynatılır ve tüm miktar süzgeç kağıdından geçirilerek soğutulur, bol miktarda bal ile şurup kıvamına gelinceye kadar kaynatılır. Elde edilen bu şurup, cam kapaklı cam kavanoza konularak çocuklara günde üç defa yemekten bir saat önce bir çay kaşığı verilir. Yetişkinlerde ise iki çay kaşığı alınır. İştahsızlığa, akciğer problemlerine, hatta akciğer tüberkülozuna karşı oldukça etkilidir [Baytop,1984 ; Pamuk, 1991].
3.1.2 Ardıç Tohumu Çayı
Bir çay kaşığı ardıç tohumu tozu bir fincanda kaynamış su ile 5-10 dakika üzeri kapatılarak bekletilir. Bu çay mide ve damar hastalıkları ile şeker hastalığında tatlandırılmadan içilir. Solunum yolu hastalıklarında ve vücudun direncini arttırmada ardıç tohumu çayı tatlandırılarak, özellikle bir çay kaşığı bal ile karıştırılarak sıcak içilir.
[B]Ardıç tohumunun direkt kullanımı da bahsedilen şifa etkilerini gösterir[/B]. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan şekli 4:6 oranında öğütülmüş ardıç (J.excelsa veya J.foetidissima tohumları) tohumları bal ile karıştırılır. Yemeklerden önce 1'er tatlı kaşığı kullanılır. [B]Karıştırılan bal, acı meyvelerin kolayca alınmasını sağlarken şifa etkisini daha da arttırır. Ayrıca bal da bulunan antioksidan maddeler, bozulmayı önler [/B][B]Bu şekil kullanılışta meyve tamamen kullanıldığından şifa etkisinin daha büyük olduğu kabul edilir [/B][Erenler, 1997].
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
[B]FARMAKOLOJİK KULLANIMI[/B]
Ardıç odunu, meyve ve yaprakları, tıp ve kozmetik sanayinde, cilt hastalıkları, kurt düşürücü, uyarıcı ve antiseptik olarak kullanılır. Adi Ardıç (Juniperus communis L.) meyveleri cin yapımında kullanılmaktadır [Baytop, 1984].
Tıbbın gelişmiş olmadığı eski devirlerde bitkiler ile tedavi yaygın bir şekilde kullanılmaktaydı. Ardıç türlerinin orta çağda her derde deva bir ilaç olarak kullanıldığı bilinmektedir. İdrar arttırıcı, terletici ve antiseptik özellikleri bilinirdi. Değişik hastalıkların tedavisinde dahili olarak yaygın şekilde kullanıldığı gibi, harici olarak da cilt üzerine uygulanırdı. Halen de halk ilacı olarak ülkemizde ve başka ülkelerde deri iltihapları, baş ağrıları, şeker hastalıkları, sindirim yolu hastalıkları, bronşit, astım, böbrek ve idrar yolu rahatsızlıkları, sarılık, siyatik, romatizma, nefes yolu rahatsızlıkları, sinüzit, karaciğer rahatsızlıkları, metabolizma bozukluklarına iyi geldiği bilinmekte ve kullanılmaktadır [Koç, 2002; Gürkan, 2003].
Ardıç yağından ve seyreltilmiş ardıç tohumu çayından alındığında vücuttaki birikmiş olan laktik asidi giderdiği, ayrıca çocuklardaki böbrek iltihaplanmasına ve kronik mesane hastalıklarına iyi geldiği tespit edilmiştir. Kadınlarda kan dolaşımını arttırdığından düzenli alınan ardıç tohumu çayı, baş ağrılarını ve mide ağrılarını azaltır. Ardıç yağının çeşitli ve şiddetli sinir bozukluklarında özellikle ilaçların etkisiz kaldığı durumlarda baş ağrısı, ense ağrısı, genel kırgınlık, mide krampı veya mide krampında artış, migren ve sinirsel kalp rahatsızlıklarında etkili olduğu kanaati yaygındır. Mesane iltihabına bağlı ağrılarda özellikle migren vb. baş ağrılarında ardıç tohumu çayının sürekli kullanımı iyileşme sağlar. Hazım bozukluklarında ve buna bağlı olarak vücutta mide asidi salgısı bozukluğu ile ortaya çıkan olumsuzlukları giderir. Ardıç bağırsak rahatsızlıklarına da etkilidir. İğnelerin ve yeni sürgünlerin kaynatılması ile elde edilen su banyosu ayakların kan dolaşımını rahatlatır ve mantar türü deri bozukluklarını giderir. Bir bardak suya damlatılan ardıç yağı ile yapılan gargara kötü ağız kokularını giderir. Karaciğer ve mide rahatsızlıklarında günde üç ile beş adet tohum kahvaltıdan bir saat önce alınır ve üzerine kahvaltı yapılır. Ardıç tohumu direkt kullanıldığı gibi çayı da kullanılabilir [Acartürk, 1996 ; Erenler, 1997].
J.sabina L. dal uçları Summitates Sabinae adı altında abortif olarak kullanılmıştır, zehirlidir. J.communis L. meyveleri, Fructus Juniperi TK adı altında diüretik olarak kullanılır [Erenler, 1997].
Wegener ve Schmidt (1995) J.communis L. meyvelerini ürolojik ve hazımsızlık (sindirim güçlüğü) hastalığı olan hastalarda uzun süre kullanmışlar. Ardıç meyvelerinin yağının diüretik özelliğinin, potansiyel etkilerinin bulunduklarını, Roleca R adlı ardıç kapsülünün yüksek derecede etkisinin olduğunu ve böbreklere zararlı olmadıklarını belirtmişlerdir.
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
Halk arasında genellikle J.communis L.’nin kozalakları, nadiren de odunu ve bunlardan elde edilen uçucu yağları kullanılmaktadır. İştah açıcı, antiseptik, antiparazitler ve antienflamatuar özellikleri sebebi ile yaygın olarak kullanıldığı belirlenmiştir. Ancak yüksek dozlarda alınması gastrointesnial sistemde ve böbreklerde tahrişe neden olduğu için dâhilen kullanımının azaldığı saptanmıştır. Bu istenmeyen etkilerin yüksek oranda terpen hidrokarbonları ve düşük miktardaki terpinen-4-ol ile bağıntısının bulunduğu ifade edilmiştir [Heinz vd., 1993]. Haricen antiromatizmal olarak alkollü preparatlara ve banyo ürünlerine katıldığı belirtilmiştir. Meyve uçucu yağı ise, oda spreyleri, kolonyalar vb. gibi alanlarda koku vermede kullanılmaktadır [Singh et al., 1996; Arctander, 1960]
Meyve ve odun uçucu yağlarının diyaforetik, stimulan etkilerinin bulunduğu, kanser ve gonore tedavisinde kullanıldığı belirtilmiştir [Baytop, 1995].
Bruneton (1995), yine J.communis L. meyvelerinin kan basıncı farklılığına neden olabileceğinden dolayı, dikkatli bir şekilde kullanılması gerektiği, nadiren görülebilecek abortif etkisi nedeni ile hamile bayanlarda kullanılmaması gerektiğini belirtmiştir.
Juniperus excelsa Bieb.’nın odun koruyucu madde ihtiva ettiği belirlenmiştir. Tüberküloz ve sarılık hastalıklarında halk ilacı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Juniper uçucu yağının deri lösyonuna katılması sonucu dezenfekte özelliğinin arttığı tespit edilmiştir. Dezenfektan, özelliği diş macununa katılması ile de arttığı gözlemlenmiştir [Erenler, 1997].
Juniperus excelsa Bieb.’nın meyvelerinden hazırlanan dekoksiyon ülkemizde soğuk algınlığı ve bronşit tedavisinde kullanılmaktadır [Fujita, 1995]. Ayrıca Anadolu’da J.oxycedrus L. yağının yerine ardıç yağı olarak bu türünde kullanıldığı belirtilmiştir [Baytop, 1963].
Küba’da ardıç meyvelerinden sıcak su ile hazırlanan ekstre abortif olarak kullanılmaktadır [Roig, 1945]. Meksika’da ise bu bitkinin ince dallarından hazırlanan sulu ekstreler içeceklere katılarak soğuk algınlığına karşı kullanılmıştır [Pennigton, 1973].
Meyve ve yapraklarının kaynatılması ile elde edilen pomadın Hindistan’da halk arasında haricen romatizmal olarak, köklerinin ise oral olarak yetişkinlerde astım hastalığına karşı kullanıldığı belirtilmiştir [Aswal and Goel., 1989; Singh, 1995]. Kurutulmuş yapraklarının sigara gibi içilmesi sonucunda halusinojenik etki gösterdiği tespit edilmiştir [Siegel, 1976].
Amerika’da kurutulmuş ardıç yapraklarından sıcak su ile hazırlanan ekstrenin, günde birkaç kez sıvı halde içilmesi ile kadınlarda gebeliği önleyici olarak ve genital rahatsızlıklarda kullanıldığı belirlenmiştir [Camazine ve Bye, 1980]. Fakat diğer taraftan ise ince dallarından hazırlanan çayın, doğuma yardımcı olduğu belirtilmiştir [Ishikura, 1982]. Yine kurutulmuş meyveler infuzyon halinde emenagog olarak kullanılmıştır [Krag, 1976].
Juniperus pachyyplae meyvelerinden elde edilen uçucu yağ, stimulan etkilerinden dolayı parfümeri sanayinde yaygın olarak kullanılmaktadır, kurutulan yapraklarından hazırlanan ekstre ise halk arasında öksürüğe karşı kullanılmıştır [Qasim et al., 1993].
Finike ardıcının toprak üstü kısımları, emenagog ve menstrüasyonu kolaylaştırıcı olarak kullanılmıştır [Lemordant et al., 1978; Bellakhdar, 1991]. Yapraklarından hazırlanan dekoksiyon, antidiyabetik ve laksatif olarak kullanılmıştır [Boukef et al., 1982; Khalil, 1995]. Keçilerde meme iltihaplarında da kurutulmuş yaprak ve gövdeden sıcak su ile hazırlanan ekstre kullanılmıştır [Darias et al, 1986].
Afrika’da bulunan ardıçlardan olan J.procera’nın tomurcuk ve ince dallarından hazırlanan sulu ekstre antihelmentik olarak kullanılmaktadır. İnfuzyonlarının oftalmik amaçla proptozis’e karşı kullanıldığı belirtilmiştir [Kokwaro, 1976; Klauss and Adala, 1994].
Jansen (1981) ve Bruits vd. (2001), yine ardıçların meyve, yaprak, ince dal ve tomurcuklarının ülser, başağrısı, mide ağrısı düzensizliklerinde, bağırsaklardaki solucanları temizlemede emenagog olarak kullanıldıklarını ve romatizmal rahatsızlıklarda hastalığı iyileştirici özelliklerinin bulunduklarını belirtmişlerdir.
J.oxycedrus L. odun ve dallarından elde edilen ardıç katranı yağı insanlarda ve veteriner dermatogları tarafından hayvanlarda, kronik egzema ve deri hastalıklarında kullanılmaktadır [Bouhlal et al., 1998]. Yalnız bu ürünlerin kullanımında uygulama süresinin kısa olmasına dikkat edilmesi gerektiği, çünkü karsinojenik etkisinin olduğu belirtilmiştir [ M. Tanker ve N. Tanker, 1990; Mamoru, 1986]. Tekrar işlenen bu yağdan, güzel koku içeren sabunlar, deterjanlar, kremler, losyon ve parfümler yapılmakta ve dezenfektan olarak kullanılmaktadır [Leung ve Foster, 1996]. Parçalanmış yapraklarının gilaburu ile karıştırılarak haşereleri uzaklaştırmak amacı ile insektisit olarak da kullanıldığı belirtilmiştir [ Rivera ve Obon, 1995].
Yaltırık (1996b) benzer bir araştırmada da J.oxycedrus L.’nin üzümsü kozalaklarından 8-10 tanesinin havanda dövülüp 100 g bal ile karıştırılarak haftada 2-3 kez sabahları alındığında böbreklerde kum ve taş probleminin kalmadığını belirtmektedir.
J.sabina yapraklarının toz halde düşük dozlarda emanagog, yüksek dozlarda kusturucu, müshil ve abortif bir etkiye sahip olduğu belirtilmiştir [Baytop, T., 1984]. Yalnız bağırsak ve böbrekleri tahriş edici özelliğinden dolayı dâhilen kullanımının azaldığı, haricen pomat veya solüsyon halinde siğil tedavisinde ve saç çıkartmada kullanılmaktadır [Jochle, 1962; Tümen ve Sekendiz, 1989].
Zargari (1991), J.sabina’nın diğer türler gibi abortif etki yaptığını, o yüzden hamile bayanlarda kesinlikle kullanılmaması gerektiğini belirtmiştir.
Holtom ve Hylton (1979), benzer kulllanım alanlarından söz etmiş, ardıçların uçucu yağlar ile birlikte koku amaçlı kullanılan oda spreyi, vb. spreylerin, traştan sonra kullanılan losyonların, çeşitli parfümlerin ve evde kullandığımız kolonyaların dahi yapısına girdiğini belirtmiştir.
İspanya’da Sierra de la Pandera bölgesindeki dağlık alanlarda bulunan ardıç bitkisi halen geleneksel tıpta ağız analjeziği ve mide düzenleyicisi olarak kullanılmaktadır.[Fernandez et al., 1996].
Duke (1985) ve Lawless (1995), ardıçların üzümsü kozalaklarından elde edilen uçucu yağlarının diüretik, midevi ve karminatif etkilerinin olduğunu belirtmiştir.
Steinmetz (1954) ve Arctander (1960), ardıçların, cilt hastalıklarında, romatizma, selülit, gut, soğuk algınlığı, grip, dismenore ve sistit tedavisinde halk arasında kullanıldığını belirtmişlerdir. Yine, J.oxycedrus L. uçucu yağının, analjezik, antipirüritik, antiseptik ve vermifüj etkilerinin bulunduğunu belirtmişlerdir.
J.oxycedrus L. üzümsü kozalaklarının halk arasında karminatif hemeroid tedavisinde, soğuk algınlığı, bronşit ve öksürükte, idrar yolları enfeksiyonlarında ve böbrek taşlarını düşürmek amacıyla kullanıldığı bazı kaynaklarda belirtilmektedir [Yeşilada et al., 1993; 1995; Sezik et al., 1992;1994]
Öztürk ve Pirdal (1990) J.oxycedrus L. üzümsü kozalaklarının İzmir bölgesindeki kullanımı ile ilgili kayıtlar tutmuş, bu kayda göre, üzümsü kozalakların öğütülüp eşit oranda bal ile karıştırılarak bilhassa oksalat menşeli böbrek taşlarını düşürmede kullanıldığını ifade etmişler, bu amaçla karışımın on gün süreyle aç karnına bir çorba kaşığı alınması gerektiğini belirtmişlerdir.
J.sabina L.’nin uçucu yağının antiromatizmal, vermifüj ve emenagog olarak da kullanıldığı belirtilmektedir [Karamanoğlu, 1974].
Hindistan’da bulunan J.recurva’nın ve J.squamata’nın ise taze gövdesinin sigara gibi içilerek inhalasyon yoluyla emetik etkiden dolayı kullanıldığını belirtmişlerdir [Chandra and Pandey, 1983;Singh et al., 1990].
devamı için [url=http://74.125.155.132/scholar?q=cache:EHzTDA-NkgQJ:scholar.google.com/+Juniperus&hl=tr&lr=lang_tr&as_sdt=2000]TÜRKİYE’DE DOĞAL OLARAK YETİŞEN ARDIÇ TÜRLERİNİN FARMAKOLOJİK KULLANIM ALANLARI[/url]
[url]www.roa-turkiye.com[/url]
Bookmarks