Marmaris - Datça karayolu üzerinde çıplak görünen etrafı son zamanlarda
dikenli tel ile çevrilmiş bir alan hep dikkatimi çekerdi. Bu sene uzaklara gitmeye
gerek yok, birazda yakın yerlere bakalım dediğimizde ilk programa aldığımız yer
Gebekum oldu. İşin garip yanı yarım saat gidip bakarız dediğimiz yer saatlerce
kaldığımız ve florası ve faunası ile ayrı bir inceleme konusu haline geldi.
Datça da Gebekum ile ilgili bilgi sahibi birilerini bulmak amacı ile yaptığımız
araştırma bizi önce Daçev'e ( kapalı olunca da ) oradan Daçev üyesi Deniz Eczahanesi
sahibi beye kadar ulaştırdı.( birden fazla not defteri kullanma alışkanlığım yüzünden
adını kaybettiğim ve bir türlü hatırlayamadığım için beni bağışlasın )
Kendisinden bu konuyla ilgili olarak yıllardır araştırma yapan Elizabeth Tüzün adına
ulaştık. Tatilin son günleri olduğundan kendisi ile görüşme şansımız olmadı ve mecburen
İstanbul yollarına düştük.
Tesadüf eseri Gebekum ile ilgili araştırma yaparken İnternet üzerinden [url]www.gebekum.de[/url]
adresinde rastladık. Aşağıdaki bilgiler Gebekum ve Datçaya gönül vermiş artık bizden sayılan
Sn. Elizabeth Tüzün'ün çabalarıyla gerçekleştirilmiş siteden alınmıştır.
Datça'nın 10 km kadar doğusunda, 2 km uzunluğunda ve eni 170 – 400 m arasında değişen
kumula yöre halkı yüzyıllardır "Gebekum" (Göbelkum) der.
Bu kumul ekolog, jeolog, orman ve toprak bilimcisi Prof. M. Doğan Kantarcı'nın araştırmalarına
göre 6 milyon yıllıktır. Kumul bu süre içinde meydana gelmiş tüm yaşam biçimlerini fosil tortullar
halinde barındırmakta, Akdeniz'in tektonik-jeolojik geçmişine tanıklık etmektedir. Kıyı boyunca
uzanan yalı taşlarının koruduğu kumul, kendine özgü ekolojik sisteminde 5'i endemik olmak üzere
100'den fazla bitki türü ile 19 kuş türüne yaşam ortamı sağlamaktadır.
Prof. Kantarcı ve diğer bilim adamlarının yayınladıkları rapora dayanarak Bakanlar Kurulu 1990'da
bu bölgeyi doğal sit alanı ilan etti. Ancak Ankara'dan gelen koruma kararı kağıt üstünde kaldı.
Bedava kum peşinde olan inşaatçılar 2004'ün ilkbaharına kadar kumulu ve ekolojik sistemi tahrip
ettiler; inşaat molozlarını buraya attılar. Bir sörf kulübü ile iki tatil sitesinin inşaatını üstlenen
girişimciler, tatilciler denize kolay girebilsinler diye kumulu koruyan yalı taşlarını kırıp söktüler.
Çevre bilinci gelişmiş Türk, Lihtenştaynlı, İsviçreli, İtalyan ve Alman uyruklu bireylerin katkılarıyla
2004 ilkbaharında Gebekum'un çevresi çitlenerek bu iki türlü tahribata son verildi. Bu etkin koruma
tedbiri, kısa adı "daçev" olan Datça Çevre ve Turizm Derneği'nin yerel, bölgesel ve merkezi devlet
dairelerine sunduğu gerekçe ve taleplerle, onları ikna etmesiyle mümkün oldu. Gebekum'un inşaat
molozları ve diğer atıklardan temizlenmesine Datça Jandarma Komutanlığı büyük destek verdi.
2005 Şubat ayına kadar gerçekleştirilmesi planlanan Gebekum Koruma Projesi'nin ikinci aşamasında
çit boyunca dikilecek olan 1300 kadar çeşitli ağaç ve çalılarla oluşturulacak koruma şeridiyle hem
rüzgarın tahribatı önlenmiş hem de kumulda yaşayan hayvanlara gölge ve barınak sağlanmış olacak,
böylece Gebekum, ciddi biçimde zarar gören ekolojik sistemindeki dengesine yeniden kavuşacaktır.
Var olan ağaçlara gerekli işlemler uygulanacak, sık çalıların altları hayvanların geçebilecekleri kadar açılacaktır.
Koruma projesinin 3. aşamasında Gebekum içinde hayvanların su ihtiyacını karşılayacak yalaklar,
yönlendirme levhaları, rehber eşliğinde bilgilendirici, eğitici turlar, kumulun tanıtımı öngörülmektedir.
Özellikle öğrenciler için öğretici geziler düzenlenerek bu doğa harikası ve Akdeniz'in pliosen'den -üçüncü
dönemin sonundan- bu yana olan gelişmesi tanıtılmalı, genç kuşakların Gebekum'u benimsemesi sağlanmalıdır.
Bunların gerçekleşebilmesi için "daçev"in bağışlara gereksinimi var.. [url]www.dacev.org.tr[/url]
Gebekum ile ilgili bir söyleşi. Yine [url]www.gebekum.de[/url] sitesinden..
[b]Biz burada,bu kumulda, ölmeden cennetteyiz[/b]
Peter Kleinert'in Prof. M. Doğan Kantarcı'yla yaptığı söyleşi
İstanbul Üniversitesi'nde orman, toprak ve ekoloji bilimleri uzmanı Profesör M. Doğan
Kantarcı, "Gebekum"la ilgili çalışması üzerine yaptığımız söyleşiyi şu sözlerle bitirdi.
"Kuran'da ölümden sonra hayat olduğu yazar. Ölünce ya cennete ya da cehenneme
gideriz. Ama biz burada, bu kumulda, ölmeden cennetteyiz. Bu yüzden dönüp dolaşıp
buraya geliyorum." Aşağıda bu söyleşiden kimi bölümleri aktarıyoruz.
PK: ilk kez "Gebekum"a ne zaman ve niçin geldiniz
MDK: 1988'deydi; Alman ve Avusturyalı bilim adamlarıyla yaptığım bir gezi kapsamında
Datça Yarımadası'na geldik. Buraya, Gebekum'a da geldik, ama o zamanlar Gebekum
hakkında hiç bir şey bilmiyordum. 1989 Şubat ayında Toroslar'da kar ve hava kirliliği
üzerine araştırmalar yaptık. Daha sonra belli bitkileri saptamak amacıyla yine buraya geldik;
çünkü bu çalışma en iyi ilkbaharda, çiçek açma döneminde yapılır. İşte ilk kez o zaman
"Gebekum" adını duydum. Bence bu, "göbel" (sınırları ayırmak için tarla kenarlarında yapılan
toprak tepecikler) sözcüğünün yerel ağızda değişmiş şekli.
PK: Yine de "Gebekum" dememize karşı değilsiniz herhalde
MDK (güldü): Arkadaşımız Oğuz Erol çok kısa bir sürede, daha önce Datça'nın doğu kıyısındaki
Eski Knidos arkeoloji kazılarında olduğu gibi bu kumulun da fosil kumu olduğunu saptadı. Kumulda
sünger taşları, delikli çakıl taşları bulduk. Bunlar ancak çok yakınımızdan, Nisiros adasındaki volkan
patlaması sonucu buraya gelmiş olabilirler. Bizim için ilginç soru, bu volkanik sünger taşlarının
Gebekum'da beş metre yüksekliğe kadar ulaşan kumullara nasıl geldiğiydi
PK: Peki, buna nasıl bir açıklama buldunuz ?
MDK: Sünger taşları deniz suyunda yüzebilecek kadar hafiftirler. Birkaç milyon yıl önce,
'üçüncü zaman'ın (tertier) sonunda, pliosen'de Akdeniz şimdiki şeklini aldı. Denizin yüzeyi büyük
bir olasılıkla ara buz dönemi nedeniyle şimdikinden altı metre daha yüksekti. Aynı zamanda tektonik
hareketlerle doğuda Emecik taraflarındaki dağ kütlesiyle batıda Datça'nın arkasındaki dağ kütlesi,
bunların arasında da bugünkü Kızlan Köyü çevresindeki dar ve alçak alan oluştu. Burası yaklaşık
altı milyon yıl önceki volkan patlamasının pliosen tortullarıyla doludur. Bu olay İstanbul ve Çanakkale
Boğazlarının, dolayısıyla Akdeniz'le Karadeniz arasındaki bağlantının oluşmasına yol açan yer hareketleriyle
aşağı yukarı aynı zamana denk gelir. Daha önce tatlı su gölü olan Karadeniz'de yaşayan hayvanlar
tuzlu deniz suyunun karışmasıyla öldüler. Kızlan Düzlüğünün kıyısında ve düzlüğün içinde kumla
çakıl 2. pliosende taban suyundaki kalsiyum karbonatla karıştı. Bu karışım,deniz yüzeyinin alçalmasıyla
atmosferde taşlaştı, betonlaştı. Bugün hâlâ kıyıda gördüğümüz yalı taşları böylesi tortul taşlaşmalardır.
Bu betonlaşma olayı bugün de sürmekte ve yaklaşık altı milyon yıllık kumul deniz dalgalarına
karşı doğal olarak korunmaktadır.
PK: Bir bilim adamı olarak sizce Gebekum'un önemi nedir?
MDK: Benim bir orman bilimcisi olarak konum ağaçlandırmadır. Ama Gebekumu tümüyle
ağaçlandırırsak burada var olan kimileri endemik hayvan ve bitki gruplarını tahrip etmiş oluruz.
Onlar yalnızca burada vardırlar. Yerbilimci ve ekolog olarak bunların korunmasını isterim.
Ayrıca, söz konusu olan fosil kumuludur. Biz bunu tahrip edersek, yeryüzü tarihini araştırabileceğimiz
böyle bir yeri bir daha bulamayız. Akdeniz'inşu bölümünde dünyamızın pliosene, üçüncü zamanın sonuna
kadar uzanan geçmişini inceleyebiliriz. Bu olguyu, bu fırsatı yok edemeyiz. Bu doğa harikası bilim
adamlarının, araştırmacıların yanı sıra öğrencilerin de incelemeleri, öğrenmeleri için son derece değerli bir fırsat.
Bir de şu var: Datça Yarımadası'nda onlarca yıl inşaatlarda bu fosil kumu kullanıldı. Oysa fosil kum
köşeli değil, yuvarlaktır; yani inşaat için hiç de elverişli değil, özellikle de burada; çünkü yaşanan yer
deprem bölgesi. Güçlü bir depremde bu kumla yapılan binaların şansı yok.
Yayınlar:"REŞADiYE (Datça) YARIMADASINDAKİ GEBEKUM KUMULUNUN ÖZELLİKLERİ VE KORUNMASI İÇİN ÖNERİLER", Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı, İst. Üni., Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Abd., İstanbul 2001„Datça YARIMADASI KIYILARINDA KÜCÜ DENIZ CANLILARININ"Datça YARIMADASI KIYILARINDA KÜÇÜK DENİZ CANLILARININ OLUŞTURDUKLARI KİREÇTAŞLARININ ÇEVRESEL EKOLOJİ YÖNÜNDEN ÖNEMİ", Prof. Dr. Oğuz Erol, İst. Üni., Deniz Bilimleri ve Coğrafya Entitüsü, Datça Yarımadası Sempozyumu, 6-9 Haziran 1992
İlkbaharda bitki zenginliğini görmek eminim ki çok güzel olacaktır.
Kum yapısı oldukça farklı , eklediğim fotoğraflarda ne kadar belli olur bilemiyorum ama ..
Gebekum sahili ve bitki çeşidi (birkaç fotoğraf da 'kır çiçekleri' konusunda var)
Bookmarks