Kurumumuzun ülkemiz genelinde yürüttüğü doğal radyasyon izleme faaliyetleri kapsamında 15.06.2006 tarihinde Çanakkale İli, ilçe ve köylerinde yapılan radyasyon ölçüm çalışmaları sırasında Ezine İlçesi, Geyikli/Hantepe sahili plaj bölgesinde (yerleşim alanları dışında) yer yer 1000 µR/h (mikro röntgen/saat) mertebesinde radyasyon doz hızları ölçülmüştür. Bu seviye, ayrıntılı radyolojik araştırma ve değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir. Bu sebeple sahil şeridinde 30 m x 500 m boyutlarındaki alan kordon altına alınmıştır.
Bu tarihten itibaren bölgede TAEK ve MTA ekiplerince detaylı radyolojik ve jeolojik inceleme ve araştırmalar yapılmış, bölgeden alınan toprak, kum, deniz suyu, içme suyu ve hava numunelerinin analizleri TAEK Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi (ÇNAEM) ile TAEK Sarayköy Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde (SANAEM) yapılmıştır.
Yapılan ölçüm ve analizler sonucunda;
• Sınırlandırılan alanın bazı bölgelerinde ortalama doğal değerlerden yüksek seviyelerde tespit edilen aktivitenin doğal radyoizotoplardan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bu radyoizotoplar, toryum (Th-232), uranyum (U-23 ile bunların bozunma serisinden gelen diğer radyonüklitlerdir.
• Bölgede yapılan taramalarda sınırlandırılan alan dışında radyasyon seviyesinin yüksek olduğu başka bir alana rastlanmamıştır.
• Bozcaada, Ayvacık ve Ezine'deki yerleşim bölgelerinde çok detaylı ölçümler yapılmış, yapılan analizler sonucu radyasyon seviyelerinin normal düzeyde olduğu tespit edilmiştir.
• Deniz suyu analizleri sonucunda bölgede denize girilmesinde radyolojik açıdan hiçbir sakınca bulunmadığı tespit edilmiştir.
• Erdek-Çanakkale-İzmir sahil şeridi helikopter üzerine yerleştirilen özel bir ölçüm sistemi ile havadan taranmış, havadan taranan bu sahillerde denize girilmesinde radyasyon güvenliği açısından sakıncalı herhangi bir bölge bulunmamıştır.
• Hantepe plajında sınırlandırılan alanda tespit edilen radyoaktif birikimlerin kara yönünde ve düşey doğrultuda devam etmediği tespit edilmiştir.
Bu çalışmalar doğrultusunda; radyasyon anomalilerinin lokalize ve yüzeysel olduğu göz önüne alınarak, yapılacak müdahale ile plajdaki radyasyon seviyesinin ciddi oranda azalacağı değerlendirilmiş ve 05.07.2006 tarihinden itibaren ölçüm ekiplerimiz tarafından hassas bir şekilde radyasyon taraması yapılarak Geyikli/Hantepe plajında sınırlandırılmış alandaki radyoaktivite içeren kum, iş makineleriyle kaldırılmıştır. Yüksek oranda doğal radyoaktivite içeren yaklaşık 500 ton kum 07.07.2006 tarihinde kamyonlara yüklenerek Kurumumuzun Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'ne nakledilmiştir.
Bu işlemlere başlamadan önce uzmanlarımız Geyikli/Hantepe yöresinde yaşayanları yapılan ve yapılacak işlemler hakkında bilgilendirmiş ve uyulması gereken bazı tavsiyelerde bulunmuşlardır.
07.07.2006 tarihi itibarı ile Hantepe Plajındaki doğal radyasyon seviyeleri normal düzeylerdedir ve bölgedeki sınırlama kaldırılmıştır. Vatandaşlarımızın bölgeden denize girmelerinde, plajı kullanmalarında radyolojik açıdan hiçbir sakınca bulunmamaktadır.
Nükleer Santrallerin Etrafında Yaşayan İnsanlar Ne Kadar Radyasyon Alır?
Dünyada yaşayan her insan, topraktan, uzaydan, kullandığımız elektronik aletlerden kaynaklanan doğal radyasyona maruz kalmaktadır. Bu radyasyonun miktarı, yaşadığımız yöre ve koşullara bağlı olarak yılda yaklaşık 2-3 mSv civarındadır. Buna ek olarak, Nükleer Santrallardan alacağımız radyasyon ise doğal radyasyona göre çok çok küçük seviyede kalmaktadır. Örnek olarak Dünyada en fazla nükleer santralın olduğu Amerika Birleşik Devletleri'nde bu tür santrallardan dolayı halkın doğal radyasyona ek olarak aldığı miktar yılda 0.05 mSv'in altındadır.
Radyasyonla çalışan kişiler için, doğal radyasyonun üzerinde maruz kalınacak maksimum miktar ise, ülkelere göre yıllık 20 ile 50 mSv arasında değişiklik göstermektedir.
Nükleer Santrallerde Ne Gibi Güvenlik Tedbirleri Alınmıştır?
Nükleer santrallarda, nükleer maddelerin çevreye bırakılmamasını ve aynı zamanda nükleer reaksiyon sonucunda oluşan ısının her durumda reaktörden alınmasını garantiye alacak şekilde birçok güvenlik önlemi alınmıştır. Nükleer maddelerin dışarıya salınmaması için kademeli koruma önlemleri, oluşan ısının alınması için ise yine kademeli ve yedekli sistem ve bileşenler bulunmaktadır.
Nükleer yakıt, seramik formunda, yaklaşık 1 cm çap ve yüksekliğinde silindirik parçaların ard arda dizilmesiyle yine silindirik biçimde kapalı sızdırmaz tüpler içindedir. Bu tüplerin binlercesinin, aralarından soğutucu suyun geçmesine izin verecek şekilde bir araya getirilmesi ile de reaktör kalbi oluşturulmuştur. Bu kalp ise paslanmaz çelikten yapılan bir basınç kabının içinde bulunur (Basınçlı veya Kaynar Sulu reaktörlerde). Basınç kabı ve buna bağlı sistemler ise reaktör korunak binası adı verilen betondan yapılmış kubbemsi yapının içinde bulunurlar. Dolayısıyla, yakıt içinde bulunan radyoaktif maddelerin dışarıya salınmalarını, seramik yakıt, yakıt tübü, basınç kabı, çelik gömlek ve beton korunak binası, kademeli olarak engellemiş olurlar.
Nükleer Santralların Atıkları Ne Yapılmaktadır?
Nükleer enerji üretiminde kullanılan yakıtların yüksek radyoaktiviteye sahip uzun ömürlü izotopları içermesi, bu yakıtların atık olarak uzun seneler boyunca kontrollu olarak insana ve çevreye zarar vermeyecek şekilde depolanmasını gerektirmektedir. Kullanılmış yakıtlar veya yakıt çevriminde oluşan radyoaktif atıklar sızdırmaz özel çelik kaplar içine konulduktan sonra geçici yer üstü ve yer altı depolarında muhafaza edilmektedir. Ancak son depolama için gelecekte jeolojik (yer altı) depolama teknolojisi kullanılacaktır. Bu konuda ABD'de ve Finlandiya'da önemli gelişmeler vardır.
Fransa tüm nükleer atıklarını Afrika'da ki eski sömürgelerine gönderiyor.
Yani evini temiz tutuyor. Biz atıklarımızı nereye göndereceğiz. İki tane
radyoaktif röntgen lambasının hurdacıya verildiği olayın tarihi çok yakın.
Önce gereken ciddiyetle atıkları saklayabileceğimize inanmak lazım. Bu para eder diyen bir
odacının atıkları hurdacıya vermeyeceğinden nasıl emin olabileceğiz. Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre
ile konuşurken bunu sorduğumda - merak etme ehil olmayan kimse yanına bile yaklaşamaz demişti.
Ben yinede insan unsurunun yetersiz olduğunu düşünüyorum
Three Mile Island nükleer kabusu
28 Mart 1979’da ABD’nin nükleer tarihindeki en büyük felaket Üç Mil Adası nükleer reaktöründe meydana geldi. Felaketten 600.000’den fazla kişi etkilendi, hayvanlarda ve bitkilerde genetik bozukluklar ortaya çıktı. Felaket sonrasında ABD’de bütün nükleer santral siparişleri iptal edildi ve halen de yeni bir nükleer santral siparişi yok.
28 Mart 1979’da meydana gelen Üç Mil Adası Nükleer Felaketi’nden sonra, bölgede yaşayan insanlar, sığınaklarda yaşamış ve uzun süre evlerine dönememişti. Felaketten yıllar sonra hayvanlarda ve bitkilerde genetik bozukluklar meydana gelmiş, iki başlı hayvanlar ve bitkilerde anormallikler ortaya çıkmıştı.
Geçen yüzyılın en kötü nükleer felaketlerinden biri, 28 Mart 1979’da ABD’nin Pennsylvania eyaletinde Middletown’da Three Mile Island Nükleer Santralı’nda, kısmi reaktör erimesi sonucunda gerçekleşti. 28 Mart’ın sabah saatlerinde reaktör çekirdeğini soğutmakta kullanılan bazı soğutma suyu pompaları çalışmadı ve reaktör aşırı derecede ısınmaya başladı. Sekiz saniye sonra reaktör kendi kendini kapattı, ama çekirdek ısısı sürekli artmaya devam etti çünkü acil soğutma suyunu kontrol eden vanalar sıkı sıkıya kapalıydı.
16 saat sonra, çekirdek su altındaydı ve ısı kontrol altına alınmıştı. Fakat bu arada, çekirdeğin yarısı erimiş, diğer yarısı paramparça olmuştu. Three Mile Island felaketi gerçekleştiğinde, bu nükleer santral sadece 90 gündür çalışmaktaydı. Daha sonra “Kara Cuma” olarak anılacak 30 Mart tarihinde, nükleer santralden kontrolsüz radyoaktif salınımı yapıldığına dair haberler yayılmaya başladı. Pennsylvania Valisi, nükleer santralin 8 km civarında oturan hamile kadınların ve çocukların tahliyesini istedi. Sonradan ortaya çıkan haberlere göre, santralden bu radyoaktif gaz salınımı, sistem üzerindeki baskıyı azaltmak için bilinçli yapılmıştı.
2 Nisan 1979’da, erime felaketinden beş gün sonra Three Mile Island’daki krizin resmi olarak sona erdiği açıklandı. İki yıl boyunca yüksek radyoaktivite oranlarının bulunduğu santrale kimse giremedi. Three Mile Island-2 reaktörü betonla kaplandı ve Three Mile Island-I reaktörü 1986’da tekrar çalıştırılmaya başlandı. Three Mile Island nükleer felaketi, olay esnasında kimsenin ölmesine ya da yaralanmasına neden olmasa da sonrasında bölgede yaşayan canlılar üzerindeki etkileri itibariyle büyük yankılar uyandırdı. Bu felaketle ABD’de nükleer endüstrinin kaderi de değişti. O günden sonra ABD’de hiçbir nükleer santral siparişi gerçekleşmedi.
Three Mile Island nükleer felaketinde, havaya yavaş yavaş radyoaktif madde salındığı yetkililer tarafından bir süre halka duyurulmadı, ilk etapta santral yakınında oturanlardan başlayarak büyük bir alanda, canlı yaşamı yıllar boyu sürecek bir kirliliğe maruz kaldı.
Felaketten yıllar sonra bölgede yaşayanlar arasında yapılan araştırmalar, felaket sonrasındaki dönemde sağlık sorunlarının had safhaya ulaştığını gösteriyor: Santral yakınında yaşayan 20 bin kişi üzerinde yapılan araştırmalarda, nükleer santral sızıntısının yakınında bulunanlarda akciğer kanseri oranlarının yüzde 300-400, kan kanseri oranlarının yüzde 600-700 arttığı tespit edildi. Pennsylvania Sağlık Komisyonu’nun verilerine göre, kazadan önce nükleer santral yakınında doğan çocuklarda görülen hipotroid vakaları kaza öncesindeki dokuz ay içinde 9 vaka iken, kaza sonrasındaki dokuz ayda 20 vakaya çıkmıştır. Santrale 8 ila 10 km uzaklıktaki bölgede bebek ölümleri kaza sonrasında 31’e yükselmiştir ki bu sayı, bir önceki yıl aynı dönemde 14’tür. Three Mile Island Nükleer Santrali’nin bulunduğu Dauphin bölgesinde çocuk ölümleri oranı felaket sonrasında bir yıl içinde yüzde 28 artmıştır ve bir aylıktan küçük bebeklerde bu oran yüzde 54’e yükselmiştir. Yine aynı bölgede, 1979-2001 yılları arasında 19 yaşına gelmeden kanserden ölen gençlerin sayısı 120’dir.
Şu anda Three Mile Island reaktörü tamamen kapatılmış durumda. Nükleer santraldeki yakıt ve atıklar bölgeden uzaklaştırıldı; 22 nakliye gemisiyle Idaho Ulusal Mühendislik ve Çevre Laboratuarı’nda geçici bir sualtı deposunda, en az 2010 yılına kadar tutulacak. ABD’li iktidarlar, Three Mile Island’a ait 344 konteynırı 30 milyon dolar ödeyerek 1950’lerden kalan ve sızdırma sorunları olan soğutma suyu havuzlarında, çelik ve beton varillerde saklamayı düşünüyorlar. Idaho’da bulunan nükleer atıkların yüzde 99’unu Three Mile Island santralinden gelen uranyum yakıtlar, geri kalanını da felakette zarar gören parçalar oluşturuyor. Halen faaliyet gösteren Three Mile Island-I reaktörü de 2014’te ömrünü tamamlayıp söküleceği güne kadar nükleer felaketi hatırlatan bir anıt olarak dikilmektedir.
ABD’nin 1950’lerin başında “Barış için Atom” sloganıyla başlattığı ve hızlı bir nükleer santral kurma yarışına girdiği “nükleer hayalleri” Three Mile Island Kabusu’yla sona erdi. O günden sonra, ABD’de hiçbir nükleer santral inşaatı siparişi verilmedi. ABD “nükleer hayallerini”, elinde kalan eski teknolojiyi “nükleer açlık” çeken ülkelere pazarlayıp oralarda yeni “nükleer kabuslar” üretmekte arıyor.
Nükleer güç teknolojisinin diğer birçok teknoloji gibi başlangıç yıllarında askeri amaçlı kullanılması nedeniyle en ufak olaylar bile kamuoyundan gizlenmiştir. 1950’lerden itibaren askeri tesislerde kazalar yaşanmış ve bu olaylar, daha sonraki yıllarda yaşanan sivil nükleer tesis kazalarından sonra sorgulanıp açığa çıkarılmıştır. Özellikle 1980 öncesinde, askeri tesislerde, ölüm ve ya ciddi yaralanmalarla sonuçlanan bu tür pek çok kritik kaza olmuştur. Ukrayna Enerji Bakanının; Nükleer santrallerde kaza olma oranı 10 bin yılda birdir” demesinden yaklaşık bir yıl sonra gelmiş geçmiş en büyük nükleer facia olan sonra Çernobil nükleer kazası gerçekleşmiştir. Üstelik Çernobil ne ilk ne son kazadır. Sadece ABD’de, bugüne kadar Nükleer Denetleme Komisyonu’nun (NRC) kayıtlarına göre, felakete yol açabilecek derecede 169 kaza olmuştur. Sadece 1980 ve 1989 yılları arasında, ABD’deki nükleer santrallerde, yaklaşık 34 bin operasyon hatası, en az 104 acil reaktör durdurma olayı ve çalışanların ölçülebilir dozda radyasyona maruz kaldıkları 140 bin olay rapor edilmiştir. İngiltere’de ise gizlenen ve daha sonra ortaya çıkan 17 ciddi nükleer kaza yaşanmıştır.
Çernobil dışında askeri, ticari ve araştırma reaktörlerindeki önemli kazalar
1952 yılında Kanada’daki NRX tipi ( 40 MWt) nükleer araştırma reaktöründe kaza meydana geldi. Sızan radyasyonla ilgili bilgi verilmedi ve reaktör koru yenilenerek 1992’de kapatılana dek çalışmaya devam etti.
1957’de İngiltere Windscale askeri yakıt üretim tesisinde kaza oldu. Kazanın boyutları tam olarak açıklanmadı ve dahası “kaza” olduğu 25 yıl sonra ortaya çıkarıldı. Geniş alanlar ve çiftlikler kazadan etkilendi. Reaktör betonla doldurulup gömüldü.
1957’de SSCB Kyshtym yakıt işleme tesisinde kaza meydana geldi.
1961’de ABD’de askeri deneysel çalışmalarda kullanılan SL–1 ( 3 MWt) reaktöründe kaza meydana geldi. Düşük dozda radyoaktivite salınımı olduğu söylenen kazanın ardından reaktör söküldü.
1966’da ABD’de deneysel amaçlı kullanılan Fermi-1 (66 MWe) reaktöründe kaza oldu. Tamir edilip 1972’de çalıştırılmaya başlandı.
1969’da İsviçre Lucens, deneysel amaçlı kullanılan reaktörde (7,5 MWe ) meydana gelen kazanın ardından reaktör söküldü.
1975’te ABD’de ticari amaçlı kullanılan Browns Ferry (2x1080 MWe) reaktöründe kaza oldu. Kazanın ardından tamir edilip kullanılmaya devam etti.
28 Mart1979’da ABD Pennsylvania eyaletinde Middletown’da Three Mile Island (Üç Mil Adası) nükleer santralinde (880 MWe) kısmi reaktör erimesi oldu. Kaza gerçekleştiğinde santral sadece 90 gündür çalışmaktaydı. Kazadan 2 sonra, kontrolsüz radyoaktif salınımlar yapan santralin 8 km civarında oturanların bölgeyi boşaltması istendi. 2 gün içinde 900 bin kişi tahliye edildi ve maliyeti 1 milyar doları buldu. Sonradan ortaya çıkan haberlere göre sistem üzerindeki baskıyı azaltmak için santralden bilinçli olarak radyoaktif gaz salınımı yapılmıştı.
İki yıl boyunca yüksek radyoaktivite bulunan santrale kimse giremedi.
Üç Mil Adası–2 reaktörü betonla kaplandı ve Üç Mil Adası-1 reaktörü 1986’da tekrar çalıştırılmaya başlandı. Sızıntı olduğu sırada santral yakınlarında yaşayan 20 bin kişi üzerinde yapılan araştırmalara göre akciğer kanseri oranları yüzde 300–400, kan kanseri oranları yüzde 600–700 arttı
Pennsylvania Sağlık Komisyonu’nun verdiği bilgilere göre kazadan önce nükleer santral yakınında doğan çocuklarda görülen hipotroid vakaları kaza öncesindeki 9 ay içinde 9 iken kaza sonrasında 20’ye çıkmıştır.
Santrala 8–10 km uzaklıktaki bölgedeki bebek ölümleri yüzde 14’ken kaza sonrasında yüzde 31’e yükselmiştir. Santralin bulunduğu Dauphin bölgesinde çocuk ölümleri felaketi takip eden 1 yıl içinde yüzde 28 artmıştır. 1979–2001 yılları arasında 19 yaşını görmeden kanserden ölen gençlerin sayısı resmi verilere göre 120’dir.
Bugün Üç Mil Adası reaktörü tamamen kapatıldı. Üç Mil Adası 1 reaktörü ise nükleer felaketi hatırlatan bir utanç abidesi olarak ömrünü tamamlayacağı 2014 yılını bekliyor.
1980’de Fransa’daki Saint-Laurent-A2 (450 MWe) nükleer santralin reaktöründe kaza oldu. Kazanın ardından tamir edilen reaktör 1992’de söküldü.
1982’de Ermenistan’daki Metzamor nükleer santralinde kaza meydana geldi. Bu, toplam 5 büyük ve 150’den fazla da küçük kazanın yaşandığı Metsamor’da meydana gelen ilk kazaydı. Birinci bloktaki jeneratörün patlaması ve ardından da bağlantı kablolarının yanmasıyla başlayan kazada çok büyük bir risk atlatılmıştır. Zira bu kazayla berber santralin koruma sistemleri tamamıyla devreden çıkmıştır. Santralde yaşanan küçük çaplı kazalar bu santralin sık sık kapanmasına sebep olmuş, santral 1988 depreminden de etkilenmiştir. 2003 yılı başlarında kapatılan santral Nisan 2003 yılında 407 MVt gücündeki Metsamor 2 blokunu yeniden devreye sokmasıyla yeniden faaliyetine başlamıştır. Diğer yandan 2004 yılı yaz ayında yaşanan küçük çaplı bir kaza da santralin birkaç ay kapalı kalmasına sebep olmuştur. Metzamor nükleer ölüm santralinin yaklaşık 4 aylık aradan sonra tekrar faaliyete geçmesi Iğdır halkı tarafından da tepkiyle karşılanmıştır. Ermenistan Avrupa Konseyine üye olurken 2004 yılına kadar bu santrali kapatma sözü vermiş ancak şimdi santrali kapatmak bir yana en az 2016 yılına kadar çalıştıracaklarını ifade etmektedir.
Çernobil felaketinden bir hafta sonra, 4 Mayıs 1986'da, Batı Almanya'nın Hann-Uentrop kentindeki 300 MW’lık THTR-300 PBMR deneysel santralinde, reaktöre yakıt taşıyan pompalara yakıt çubuklarından biri yerleştirilirken radyasyon sızıntısı oldu. Teknisyenlerin olayı engelleme çalışmaları yakıt kılıfını zedeledi ve reaktörün iki kilometre ötesine kadar radyasyon yayıldı.
1989’da İspanya’da Vandellos–1 (480 MWe) nükleer santralinin reaktörü meydana gelen kazadan sonra söküldü.
1992 yılında Japonya’da tam 20 tane önemli kaza rapor edilmiştir. Aynı yıl Rusya da uluslararası kuruluşlara 205 kaza rapor zorunda kalmıştır.
6 Nisan 1993'da, Rusya'nın Tomsk–7 Sibirya Kimya Girişimi plütonyum yeniden işleme tesisinde, bir basınç arttırma girişimi, 201 no’lu binada beton bir sığınağa gömülmüş olan 34 metreküplük çelik kapta patlayıcı etkiye neden oldu. Çelik kap içerisinde yoğunlaştırılmış nitrik asit, 8757 kg uranyum, 449 g plütonyum, organik ve radyoaktif atık karışımı bulunuyordu. Patlama, sığınağın beton kapağını yerinden çıkarttı ve binanın çatısında büyük bir delik açarak radyoaktif maddelerin havaya karışmasına neden oldu. Tesiste çalışan 160 işçi ve yaklaşık 2000 temizlik işçisi yüksek oranda radyasyona maruz kaldı. Radyasyon bulutları tesisin kilometrelerce ötesine yayıldı.
30 Eylül 1999’da Japonya’nın Tokaimura Nükleer Santrali’nde meydana gelen kazada 49 işçi yüksek radyasyon alarak tedavi altına alındı. Reaktörde çalışan 400’den fazla insan radyasyona maruz kaldı. Santral civarında yaşayan 310 bin kişi evlerinden dışarı çıkarılmadı, 10 kilometrelik bölge yasak alan ilan edildi ve herhangi bir yağış halinde elbiselerin hemen yıkanması istendi. Radyasyon oranı normalin 15 bin katına çıktı. Santralın yetkilisi Hideki Motoki; ‘Son 4 yılda kurallara aykırı şeyler yapıldı.’ itirafında bulundu ve kaza ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda, tesisteki işçilerin ve yetkililerin eğitimlerinin, deneyimlerinin iyi olmadığı ortaya çıktı. Aralık’ın 21’inde de bu kazanın ilk kurbanı 35 yaşındaki Hisashi Ouchi hayatını kaybetti.
1999 yılındaki Tokaimura nükleer yakıt çevrim ünitesinde meydana gelen kazadan 5 gün sonra, Güney Kore’de Wolsung Nükleer Santrali’nde de benzer bir kaza meydana geldi ve resmi açıklamaya göre, 22 kişi yüksek radyasyona maruz kaldı.
15 Şubat 2000'de New York’taki Indian Point Nükleer Santrali’nin 2 no’lu reaktöründe buhar jeneratörlerinden biri bozulunca havaya radyoaktif buhar yayıldı.
9 Şubat 2002: Japonya’da Onagawa Nükleer Santrali’nde yangın çıktı, iki işçi az miktarda radyasyona maruz kaldı ve vücutlarında yanıklar oluştu. Santralde yangın, rutin kontroller sırasında, bir spreyin kazayla patlaması ve plastik bir levhayı delmesi sonucu çıktı.
9 Ağustos 2004’te, Japonya’daki Mihama Nükleer Santralı’nda meydana gelen kazayı, BBC, Japonya’nın tarihinde yaşadığı en büyük nükleer kaza olarak duyurdu. Kontrol yetersizliği nedeniyle Mihama nükleer santralının türbinlerinden birinden sızan 200 derecedeki buhar, 5 kişinin ölümüne, 18 kişinin yaralanmasına yol açtı.
2005 yılının 19 Nisan tarihinde İngiltere'nin Sellafield civarındaki Thorp nükleer yakıt yeniden işleme tesisinde, çatlak bir borudan paslanmaz çelik drenaj kuyusuna aylarca, 83.000 litre nitrik asit içinde çözülmüş 160 kg plütonyum ve 20 metrik ton uranyum sızdı.
İngiltere'deki Dounreay santralinde 2005'in Eylül ayında, 266 litre radyoaktif yeniden işleme atıkları dökülünce santralin çimentolama tesisi kapatıldı. Ekim ayında, yapılan sağlık taramaları sonucunda sekiz işçide radyoaktif kalıntılara rastlanınca tesisin yeniden işleme laboratuarlarından biri kapatıldı.
Çernobil Kazasının Oluşumu (Kısa özet) [Link Görmek ve Forumumuzdan Yararlanmak İçin Üye Olmasınız. ]
Reaktörün 4’üncü ünitesinin 25 Nisan 1986 tarihinde rutin bakım için durdurulması sırasında,
elektrik kesintisi durumunda, kalp soğutmasının sürdürülüp sürdürülemeyeceğini görmek üzere
deney yapılmasına karar verilmiştir. Bu deneyin amacı, şebeke elektriğinin kesilmesi durumunda
yavaşlayarak duracak olan türbinin, acil durum dizel jeneratörleri devreye girinceye kadar acil durum
ekipmanı ile kalp soğutma pompalarına yeterli gücü sağlayıp sağlayamayacağının belirlenmesidir
Çernobil kazasının temel nedeni güvenlik kültürü eksikliğidir. Sorumlular deney planlanırken ve
uygulanırken işletme prosedürlerine uymamış, reaktörün tasarım özellikleri de kazanın boyutlarının
büyümesine neden olmuştur.
Çernobil kazasından nükleer endüstrinin aldığı en önemli ders nükleer reaktörlerin
tasarımından işletmesine kadar tüm safhalarda güvenlik kültürünün ne kadar önemli olduğudur. Batı
tipi reaktörlerde, benzeri bir kaza mümkün değildir. Batı tipi reaktörlerde, radyoaktif maddelerin
reaktör dışına çıkmasına sebep olabilecek herhangi bir kaza meydana gelse bile bu maddelerin
çevreye yayılmasına engel olacak önlemler alınmıştır Bu nedenle, Çernobil kazası sonrasında bu tip
reaktörlerde herhangi bir tasarım değişikliğine gerek duyulmamıştır..
Ders alan insan faktörü ile bir türlü ders almayıp aynı duvara defalarca toslayan
insan faktörü...
Buyrun bu ülkeye nükleeri getirin. Bir gece " yav şu soğutmayı bir kapatsak da
üzerinde ızgara yapsak" diyecek biri mutlaka çıkar. Rakı sofrası kurulur ızgaralar yapılır.
Gelecek yaşama mutasyona uğramış olarak devam edilir...
Jane Fonda'nın oynadığı Çin Sendromu filmini izlemenizi tavsiye ederim.
Ama Çernobildeki sistem de farklı. Gerçi haklısınız biz yine buluruz kurcalayacak bir yerini. Kabaca okuyup kopyaladım bilgileri, şimdi iyidir veya kötüdür demeden iyice okuyup özümseyelim konuyu, neticeleri yine konuşuruz.